Hrant'ın oğlundan bu katliama tokat gibi yanıt


1/6/2009 ·

Yazı Hürriyet Gazetesi Web Sitesinden Alınmıştır.



Alınan istihbaratlara rağmen Hrant Dink suikastinin önlenmemesi büyük yankı uyandırırken, Hrant Dink'in askerlik çağına gelen oğlu Arat Dink, vatani görevini yerine getirebilmek için askere gitti.


Saygı Öztürk YAZIYOR

Uğradığı suikast sonucu öldürülen Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, vatani görevini yapmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim oldu.

Babasının katlinden ve Agos Gazetesi’ndeki sorumlu yazıişleri müdürlüğü görevi nedeniyle hakkında açılan TCK 301 davasının ardından hakkında Belçika’ya yerleşti haberleri yapılan Arat Dink, kısa bir tatilin ardından Türkiye’ye dönmüştü.

Halen Çanakkale'de askerlik görevini yapan Arat Dink, yasal hakkı olan hafta sonları "evci" olarak çıkmasının bazı çevrelerde eleştiri konusu olması üzerine bundan da vazgeçti.

 

Diğer arkadaşlarına göre hiçbir ayrıcalık tanınmasını istemeyen Arat Dink, askerliğini tamamladıktan sonra mühendis olarak hayatını sürdürecek.

 

ASKERLİĞİNİ BAHRİYELİ OLARAK YAPIYOR

 

Hurriyet.com.tr' ye açıklama yapan Arat Dink'in amcası Orhan Dink şunları söyledi:

 

"Yeğenim Arat üniversite mezunudur ve mesleği Mühendisliktir. Evli ve bir çocuk babasıdır. Askerlik dönemi gelince her Türk vatandaşı gibi severek askerlik için başvurusunu yaptı. Askerliğinin acemilik dönemini Nisan ayı başında gittiği İskenderun'da yaptı. Genç bir bahriyeli olarak orada acemi eğitimini tamamladıktan sonra Çanakkale Boğaz Komutanlığı emrine geldi. Şu anda askerliğini orada yapıyor. İzin kullanırsa Eylül ayının sonuna doğru, kullanmazsa Eylül ayının ilk haftasında teskeresini alacak. "

 

YASAL HAKKI OLMASINA RAĞMEN


Amca Orhan Dink, yeğeninin evli ve çocuğunun bulunduğunu, ev tutması halinde evci çıkma hakkının da olduğunu belirtti ve şunları söyledi;

 

"Arat, evci olarak çıkınca ev adresi basında yazıldı. Bunun da bazı art niyetli çevreler tarafından kullanılabileceğini değerlendirdi ve evci çıkmaktan da vazgeçti. Her vatan evladı gibi askerliğini severek yerine getiriyor."

Yorum (yok) Yorum yaz!

Tanığıyım...


1/6/2009 ·

Yazı Hürriyet Gazetesi Web Sitesinden Alınmıştır.



Bekir COŞKUN

 bcoskun@hurriyet.com.tr


ONUN yemyeşil güzel gözleri vardı.

Ben yetime ilk masalı o anlatmıştı. Zorla yemek yedirir, kendi eliyle yaptığı kerpiç hamamda bizi yıkar, geceleri kalkıp kalkıp o üstümü örterdi.


Bekir Coşkun'un Anneannesinin ERMENİ olduğunu anlattığı ,
YAZININ DEVAMINA AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ...


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11733994.asp?yazarid=2&gid=61&hid=11734889

Yorum (yok) Yorum yaz!

Obama, 'Soykırım' demedi, 'Meds Yeghern' dedi


25/4/2009 ·

Yazı Radikal Gazetesi Web Sitesinden Alınmıştır.


ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan başkanlık açıklamasında, 1915 Ermeni olayları için "soykırım" nitelemesini kullanmadı.
Barack Obama, 1915 Ermeni olayları anma gününde yayımladığı açıklamada, "94 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı. Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1.5 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz" dedi.
Obama, soykırım sözünü kullanmadı ve Türkçe’ye "büyük felaket" olarak çevrilen Ermenice "Meds Yeghern" sözüne yer verdi. Barack Obama, "Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi, ’büyük felaket’ de, bizim anılarımızda yaşamalı" diye konuştu.
"Tarihin, çözülmedikçe ağır bir yük olabileceğini" ifade eden ABD Başkanı, açıklamasında, "1915’in korkunç olaylarının insanoğlunun kendi türüne insani olmayan tutumunun karanlık olasılığını hatırlattığını ve geçmişi gözden geçirmenin uzlaşma yönünde kuvvetli bir vaadi de içinde barındırdığını" bildirdi.
Obama, Türkiye’deki konuşmasında da söylediği gibi, 1915 olaylarına ilişkin görüşlerini tutarlı bir biçimde ifade ettiğini ve bu tarihe ilişkin
görüşünün değişmediğini açıklamasında bir kez daha tekrarladı. ABD Başkanı, kendi ilgisinin, "gerçeklerin tam, samimi ve adil" olarak ortaya çıkarılmasında olduğunu kaydetti.
Barack Obama, Ermeni ve Türk halkları açısında bu yönde ilerlemek için en iyi yolun şimdi, ileriye gidebilme çabalarının bir parçası olarak, geçmişin gerçeklerine yanıt vermek olduğunu da dile getirdi.
Obama, "Türk ve Ermeni halklarının, bu acılı tarih üzerinde dürüst, açık ve yapıcı bir biçimde çalışılması çabalarını kuvvetle destekliyorum. Ermeniler ve Türkler arasında ve Türkiye içinde cesur ve önemli diyaloglar gerçekleştiriliyor.
Aynı zamanda Türkiye ile Ermenistan’ın ikili ilişkilerini normalleştirme çabalarını kuvvetle destekliyorum" dedi.
ABD Başkanı, İsviçre’nin gözetimi altında iki hükümetin, bir çerçeve ve ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik yol haritasında anlaştıklarını
belirterek, "Bu ilerlemeyi takdir ediyorum ve iki hükümete de sözlerini yerine getirmeleri çağrısında bulunuyorum" ifadesini kullandı.
Obama, "Ermenistan ve Türkiye birlikte barışçı, üretken ve refah içinde bir ilişki kurabilir. Ve birlikte, Ermeni ve Türk halkları, kendi ortak
tarihlerini kabul edip, ortak insanlıklarını kabul ettikleri zaman daha güçlü olacaklardır. Hiçbir şey, ’büyük felaket’ ile kaybedilenleri geri getiremez" dedi.
Ermeniler’in son 94 yılda dinamizm, dayanıklılık ve yetenekleri sayesinde, kendilerini yok etmeye çalışanlara karşı direndiklerini belirten
Obama, ABD’nin de, 1915’ten sonra bu ülkeye göç eden Ermeni asıllı Amerikalılar’ın topluma yaptığı katkılarla zenginleştiğini kaydetti.
Obama, "Bugün, dostluk, dayanışma ve derin saygı duygularıyla her yerdeki Ermeniler’in yanında duruyorum" ifadesiyle açıklamasını tamamladı.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir özür bin karardan değerli


25/4/2009 ·

Yazı Radikal GAzetesi Web Sitesinden Alınmıştır.


Bir özür bin karardan değerli


25/04/2009

Ermeniler, kurbanlarının anısının 1915'in hukuki nitelemesine mi, yoksa tarihçilerin ortaya koyacağı bilgi ve onbinlerce Türk'ün sunduğu kişisel özre mi bağlı olduğunu sorgulamalı. 'Özür diliyorum' kampanyası uzlaşmaya meclislerin alacağı kararlardan daha fazla katkı sağlar


Pierre Weill (Liberation)
Türkiye’nin önde gelen dört şahsiyeti -köşe yazarı Ali Bayramoğlu, profesörler Baskın Oran, Ahmet İnsel ve Cengiz Aktar- tarafından başlatılan ‘Özür diliyorum’ dilekçesi Türkiye’de olay yarattı. Cengiz Aktar’ın da belirttiği üzere dilekçenin yazarları kişisel bir girişimde bulunmayı, kişiden kişiye seslenmeyi tercih ettiler. Dilekçe metninde şöyle deniyor;
“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum”.
‘Soykırım’ bir hukuk terimidir
Vatandaş girişimi olan bu özür Ermenilerce çeşitli biçimlerde takdir edildi. Ermeniler, özellikle de diyasporadakiler, Türk devletinden kıyımların değil de, ‘soykırımın’ tanınmasını talep etmeyi sürdürüyor. Böyleyken Türk aydınlarının dilekçesi tamamen anlaşılır olmakla birlikte olayların yaklaşık 100 yıl sonrasında mantıksızlık boyutlarına varan acı birikiminin sebep olduğu tıkanmışlığı aşmak için tarihi bir fırsat arz ediyor.
Söz konusu dilekçe fikirlerin, Türk ve Ermeni yetkililerin evrimine yardımcı olabilir. Çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun 1915’te Anadolu’daki Ermeni nüfusa karşı sürgünlere ve korkunç kitlesel kıyımlara başvurduğunu inkâr edemeyiz. Bu durum Ermeni diyasporasının hâlâ etkileyen derin bir travmaya neden oldu. Fakat bu olaylar Jön Türk rejiminin Alman ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarıyla ittifak yaptığı, Anadolu Ermenileri’ninse pek doğal olarak Çarlık Rusya’sına katılmış Ermenistan’daki kardeşlerini destekleme eğilimine girdiği 1. Dünya Savaşı’nın başında yaşandı. Çok fazla sayıda sivil Türk’ün Ermenilerce katledildiği de yadsınamaz. Kıyımlar ve savaş suçları nasıl meydana gelirse gelsin hiçbir şekilde mazur görülemez. Ayrıca hiçbir şey de tarihçilerin çalışmalarının yerini tutamaz. Liderlerin veya onların soyundan gelenlerin yakalarını kurtaramadıkları acı duyguları besleyen çatışmaları betimleyip açıklayacak zaruri bilgi, yöntem, nesnellik ve mesafeli konuma ancak tarihçiler sahip.
Burada ‘soykırım’ terimi tarihsel bir kavram değil, adli bir suçlama olduğunu belirtmek gerekiyor. Yale Üniversitesi’ndeki uluslararası hukuk profesörlerinden Raphael Lemkin’in 1944’te ortaya koyduğu bu yeni sözcük BM Genel Kurulu tarafından dört yıl sonra, 9 Aralık 1948 tarihinde Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Konvansiyonu’nda ele alındı. Nazi suçluları yargılamak için müttefikler tarafından kurulan Nürnberg Mahkemesi iki tarih arasında, 1945 yılında, yetki alanına savaş suçları ve barışa karşı suçların yanında insanlığa karşı suçu da dahil etti. O tarihten beri ‘soykırım’ ve ‘insanlığa karşı suç’ terimleri ulusal (İsrail’deki Eichmann ve Fransa’daki Barbie, Touvier ve Papon davaları) ve uluslararası (Ruanda ve Eski-Yugoslavya duruşmaları) mahkemelerin yargılamalarında defalarca suçlama olarak getirildi. 1915 olaylarıysa hiçbir mahkemenin görev alanında olmadığından ve görev alanına girmediğinden Anadolu Ermenilerine karşı girişilen kıyımları nitelemek için ‘soykırım’ tabirini kullanmanın uygun olup olmadığına karar vermek tarihçilere düşer. Ankara bunun üzerine çalışmak için karma bir komisyon kurulmasını önerdi. Ermenilerse öneriye karşı çıktı.
Bu kesinlikle yanlış oldu. Ermenilerin kendilerine kurbanların anısının ve halklarının teskin olmasının 1915 kıyımlarının hukuki nitelemesine, tarihçilerin buna dair getirecekleri bilgi ve her yaştan onbinlerce Türk’ün onlara sunduğu kişisel özre nazaran daha fazla mı bağlı olduğunu sorması gerekiyor.

Okul kitapları gözden geçirilmeli
Ankara’nın hesabınaysa arzu edilen, Türkiye’de anma mekanları yaratarak ve bir asırlık olayların daha fazla saklı kalmaması için okul kitaplarını gözden geçirerek Ermeni ulusunun yaşadığı travmaya karşı girişimlerde bulunması. Böylesi jestler kurbanların anısı ve acıların yatışması için hukuki bir
kavram etrafındaki polemiklerden ve vekillerinin çoğu tarihsel hakikat ya da acımadan çok seçmene yaranma kaygısıyla hareket eden parlamentoların aldığı kararlardan daha fazla katkı sağlar.
Tarih, siyaset ve etiğin bazı zamanlar nasıl güçlü bir sembolik anlam taşıdığını iki görüntü herşeyden daha iyi gösteriyor; ilki Willy Brandt’in Varşova gettosundaki anıtın önünde diz çökmesi, ikincisi de François Mitterrand ve Helmut Kohl’ün Verdun’da el ele tutuşması. Bugünse Ermeniler ve Türkler birlikte aynı yönde yeni bir adım atabilirler. (Fransa’nın en önemli kamuoyu araştırmaları şirketi TNT-SOFRES’in kurucusu ve eski başkanı, 23 Nisan 2009)

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

24 NİSAN 1915


24/4/2009 ·

KARA GÜN...

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::